Fülay ve ablası

DENİZE SEVDALIYIM

Aslında deniz mevsimini o güne kadar Trilye’de geçirirdik. Annemin memleketi Trilye. Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı eski Rum balıkçı kasabası. Trilye’de dingin dingin oturan cumbalı evlerden seyredersiniz, yeşille mavinin ahenkli dansını ve mis kokulu zeytin bahçelerini. On yaşıma kadar okul tatil olunca soluğu anneannemin bu şirin kasabasında alırdık. Amma velakin anneannem çok yaşlanmıştı ve yürüyemiyordu. Bakımını annem üstlenmişti. Herkes açısından zordu memleketteki evi kapamak ama benim açımdan daha da zordu Trilye’ye gidememek, zeytin kokusunu duyamamak, meyve bahçelerinde dolaşamamak, taşlı ve kayalı da olsa Marmara’nın serin suları ile buluşamamak. Akrep burcuyum ben su grubuyum. Cup cup suda olmayı seviyorum. Yaz mevsimini Fatih’in arka sokaklarında geçirmek çok acı geliyor. Üstelik on bir yaşımdaydım. Güzel bir yaz tatili geçirmek benim de hakkımdı.

Bunaltıcı bir yaz sabahı benden yedi yaş büyük olan ablam arkadaşları ile Rumeli kavağına gitmek için hazırlanıyordu. Beni almak istemedi. Çocuk bakıcısı mıyım ben, diye bağırıyordu. Yalvardım. Sanırım oğlan çocukları ile de buluşacaklardı. Taktik olarak anneme yalvarmaya başladım. Denize girmek istiyordum. Benim küçüklüğümde mutaassıp aileler büyük kızları dışarı çıkarken, küçük kardeş hediye olarak yanına verilirdi. Bir yanlışlık yapmasın diye. Ablam baktı ki annem gönüllü, benimle bir anlaşma yaptı. Ben erkeklerden anneme bahsetmeyecektim o da bir saat bile olsa uygun bir yerde denize girmeme izin verecekti. Boynuna sarıldım. Annem orada denize girmemi istemiyordu. Çaktırmadan mayomu içime giydim. O gün için benden mutlusu yoktu.

Ablam ve arkadaşları Serpil ve Sevil ile birlikte Rumeli Kavağı’na vardık. Serpil ile Sevil de kardeşti. Ama onlar ikizdi. Yanımıza hemen erkek arkadaşları damladı. İleride genç kız olduğumda erkeklerden hoşlanmayacağımı düşünüyordum. Ama öyle olmadı.

O gün kimse benimle ilgilenmiyordu. Ablam sürekli dondurma, gazoz, çikolata tarzı şeylerle beni oyalamaya çalışıyordu. Çok şükür ki arkadaşlarından ayrılma vakti gelmişti. Diğerleri evlerinin yolunu tutarken biz ablamla deniz kenarına indik. Yaşasın. Ablam sözünü tutuyordu. Güzel kuytu bir köşe bulduk, elbiselerimizi çıkarttık, ablam da mayosunu içine giymişti. Hınzır olduğunu düşündüm. Ama onu çok seviyordum. Yavaş yavaş suya bıraktık kendimizi. Denizi benim kadar ablam da özlemişti. Bir saatlik vaktimizi su şakalrı ile, dalıp çıkmayla, gülüp eğlenip biraz da su yutarak geçirdik.

Denizden çıkarken ablam “biraz kuruyunca elbiselerimizi giyelim, vakitlice dönelim, biliyorsun ki annemin deniz olayından haberi yok” demişti ki ne görelim, kıyafetlerimiz çıkarttığımız yerde yok. Deliye döndük. Ara babam ara. Yok. Biri şaka yapıyor sandık. Hayır şaka değil resmen kaka. Yok.yok. denizdeyken hiç kıyafetlerimize bakmak aklımıza gelmedi, resmen soyulmuşuz. Başımıza kaynar sular döküldü. Acı olan yanı çıplağız. Yani mayolarımızla. Daha da acısı yol paramızdan başka beş kuruşumuz yok ve en acısı annemin haberi yok. Ağlamaya başladık. Eyvahlar olsun.

Rumeli Kavağı’ndan jandarma sorumluymuş. Bir aile bizi oraya bıraktı. Askerler halimize bıyık altından gülseler de yine de havlularını bize verdiler. Ve jandarma arabasıyla da bizi evimize kavuşturdular.

Denize girdiğimizi aannem öğrenince çılgına dönecek derken, araçtan havlularla inince bütün mahalle öğrendi. Hem de katıla katıla.

Eve girince annem şükürler olsun ki bayıldı. Yoksa bir ton sopa vardı hem de terlikle.

O yaz bir sürü nasihat dinledik ve sevdalısı olduğum denize o yaz hiç giremedik.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *